İçeriğe atla
Sema Akkoyun
ÇALIŞMA ALANI

Psikoonkoloji

Kanser tanısı yalnızca bedeni değil; duyguları, ilişkileri ve gelecek planlarını da sarsan bir deneyimdir. Bu süreçte korku, öfke ya da tükenmişlik hissetmek zayıflık değil, son derece insani bir tepkidir. Psikoonkolojik destek, hem hastaların hem de yakınlarının bu zorlu yolculukta yalnız kalmaması için vardır.

BU YAŞADIKLARINIZ TANIDIK MI?

  • Tanıyı duyduğunuz an zihninizde donup kaldı; aradan zaman geçse de o cümle kulağınızda tekrar tekrar çalıyor.
  • Geceleri "ya sonuçlar kötü gelirse" düşüncesiyle uyku tutmuyor.
  • Bir yandan çevrenize güçlü görünmeye çalışıyor, bir yandan içinizde büyüyen korkuyu kimseyle paylaşamıyorsunuz.
  • Kontrol ve tetkik günleri yaklaştıkça huzursuzluk, gerginlik ve çarpıntı hissi artıyor.
  • Tedaviyle birlikte bedeninizde yaşanan değişimlere aynada bakmak bile zorlaşıyor.
  • Çevrenizdekiler "iyi olacaksın" dedikçe kendinizi anlaşılmamış ve daha yalnız hissediyorsunuz.
  • Yakınınıza nasıl destek olacağınızı bilemiyor, yanlış bir şey söylemekten korkarak sessiz kalıyorsunuz.
  • Tedavi bitse bile "ya tekrarlarsa" düşüncesi gündelik planlarınızın hep bir köşesinde duruyor.
  • Eskiden kolayca yaptığınız işler artık ağır geliyor; öfke ile çaresizlik arasında gidip geliyorsunuz.
  • Hasta yakını olarak evdeki her şeyi yönetmeye çalışırken kendi yorgunluğunuzu görmezden geliyorsunuz.

GÜNDELİK HAYATA ETKİSİ

Kanser süreci, hayatın olağan akışını takvimlere böler: tetkik günleri, tedavi seansları, bekleme odaları. Bu bekleyişler sırasında zihin durmadan senaryolar üretir; işe, eve ya da sofraya döndüğünüzde bile aklınızın bir kısmı hep hastanededir. Aile içinde roller sessizce değişir; kimi konular "üzülmesin" diye konuşulmaz olur ve bu sessizlik herkesi kendi korkusuyla baş başa bırakır. İştah, uyku ve enerji dalgalanır; en yakınınızdaki insanlara bile zaman zaman öfke duyabilir, sonra bu öfke için kendinizi suçlayabilirsiniz. Yakınlar ise güçlü kalma çabası içinde kendi ihtiyaçlarını ertelemeye başlar. Bu yük gündelik hayatınızı taşınmaz hale getiriyorsa, bir uzmanla konuşmak bu yolculukta nefes alacak bir alan açabilir.

TERAPİ NASIL YARDIMCI OLUR?

Psikoonkolojik destekte ilk hedef, ailenize ya da doktorunuza söyleyemediklerinizi güvenle dile getirebileceğiniz bir alan oluşturmaktır. Görüşmeler tıbbi sürecinizin ritmine göre şekillenir: tanının ilk şoku, tedavinin yorucu dönemi, tedavi sonrası belirsizlik ya da nüks kaygısı gibi her evrenin kendine özgü ihtiyaçları birlikte ele alınır. Uzm. Kl. Psk. Sema Akkoyun bu süreçte yalnızca hastalarla değil, hasta yakınlarıyla da çalışır; çünkü bakım veren kişinin ruhsal yükü çoğu zaman görünmez kalır ve desteklenmeyi hak eder.

Yöntemler ihtiyacınıza göre birlikte belirlenir. Bilişsel Davranışçı Terapi; zihninizde dönüp duran felaket senaryolarını fark etmenize, kaygıyı büyüten düşünce döngülerini gevşetmenize ve kontrol günleri gibi zorlayıcı anlar için somut baş etme becerileri geliştirmenize yardımcı olur. Tanı anı ya da zorlu bir müdahale gibi zihinde donup kalan yaşantılar için EMDR'den yararlanılabilir; Çözüm Odaklı Terapi ise gücünüzü ve elinizdeki kaynakları yeniden görmenizi destekler. Açık olmak gerekir: terapi tıbbi tedavinin yerine geçmez ve hastalığın seyri hakkında bir söz veremez. Yapabildiği şey, bu ağır sürecin ruhsal yükünü taşınabilir kılmak, uyku ve kaygı gibi alanlarda rahatlama sağlamak ve dayanıklılığınızı güçlendirmektir; bu da tedaviye devam edebilmek için hiç küçümsenmeyecek bir katkıdır.

Psikoonkoloji nedir, psikolojik destek ne zaman düşünülmeli?

Psikoonkoloji, kanserin ruhsal ve sosyal yönleriyle ilgilenen bir alandır. Tıbbi ekip hastalığın bedendeki seyrini takip ederken, psikoonkolojik destek o bedende yaşayan insanın neler hissettiğine, nasıl uyuduğuna, ailesiyle nasıl konuştuğuna ve gündelik hayatını nasıl sürdürdüğüne bakar. Bu destek; tanı alan kişiyi, eşini, çocuklarını, anne babasını ve bakım veren yakınlarını kapsayabilir. Tıbbi sürecin yerine geçmez, onun yanında yürür. Uzm. Kl. Psk. Sema Akkoyun, gönüllü klinik çalışmaları sırasında pediatrik onkoloji biriminde de görüşmeler yapmıştır.

Desteğe başlamak için belirli bir an yoktur; ama bazı işaretler yol gösterebilir. Kaygı ya da çökkünlük haftalardır hafiflemiyorsa, uyku düzeniniz bozulduysa, hastane randevularına gitmek giderek zorlaşıyorsa, evde konuşulamayan konular çoğaldıysa ya da "artık dayanamıyorum" hissi sık geliyorsa, bir uzmanla konuşmak iyi gelebilir. Bazen yalnızca "nasılsın" sorusuna dürüstçe yanıt verebileceğiniz bir yere ihtiyaç duyulur; bu da yeterli bir nedendir. Kendinize zarar verme düşünceleri ortaya çıkarsa bunu vakit kaybetmeden hekiminizle paylaşmanız önemlidir; acil bir durumda 112'yi arayabilirsiniz.

Kanser hastası yakınları nasıl ayakta kalır?

Bir yakınınız kanser tedavisi görürken siz de çoğu zaman görünmeyen bir işin içindesinizdir: ilaç saatleri, hastane yolları, tahlil sonuçlarının takibi, akrabalara haber vermek, evin ve işin düzenini ayakta tutmak. Bu yük haftalar, aylar boyunca sürdüğünde yorgunluk, sabırsızlık, uykusuzluk ve ardından gelen suçluluk duygusu sık görülür. "Hasta olan ben değilim, şikâyet etmeye hakkım yok" düşüncesi ise yardım istemeyi geciktirir. Üstelik bakım veren çoğu zaman kendi sağlık kontrollerini, işini ve sosyal hayatını sessizce ertelemeye başlar.

Bakım verenin dinlenmesi bir lüks değil, bakımın sürebilmesinin koşuludur. Görevleri aile içinde paylaştırmak, gün içinde yalnızca size ait kısa bir zaman ayırmak ve yorgunluğunuzu en az bir kişiyle konuşabilmek iyi gelebilir. Yakınınızla her şeyi konuşmak zorunda değilsiniz; ama karşılıklı sessizliğin herkesi ayrı ayrı yalnızlaştırdığını hatırlamak önemlidir. Terapide bakım verenin kendi korkusu, öfkesi ve olası bir kayba dair düşünceleri de yargılanmadan konuşulabilir. Kendi ihtiyaçlarınızı fark etmek, yakınınızdan bir şey eksiltmek anlamına gelmez.

Çocuklara kanser nasıl anlatılır?

Anne babaların en çok zorlandığı sorulardan biri, çocuğa ne söyleneceğidir. Çocuklar evdeki değişimi çoğu zaman yetişkinlerin sandığından daha erken fark eder; hiçbir şey anlatılmadığında boşluğu kendi hayal güçleriyle, genellikle daha korkutucu senaryolarla doldurabilirler. Bu yüzden yaşına uygun, kısa ve dürüst bir anlatım çoğu zaman sessizlikten daha koruyucudur. Ne kadar ayrıntı verileceği ise çocuğun yaşına ve merakına göre ayarlanabilir. Hastalığın adını söylemek ve "kanser" kelimesini saklamamak, çocuğun bunu ileride başka birinden duyduğunda kafa karışıklığı yaşamasını önleyebilir.

Küçük çocuklar için birkaç cümle yeterli olabilir: hastalığın ne olduğu, bulaşıcı olmadığı, kimsenin, özellikle de onun suçu olmadığı ve ona kimin bakacağı. Okul çağındaki çocuklar ve ergenler daha fazla bilgi isteyebilir; sorularına bildiğiniz kadarıyla yanıt vermek, bilmediğinizde "bilmiyorum, öğrenince sana söyleyeceğim" demek güven verir. Aynı soruların tekrar tekrar sorulması olağandır. Okul, uyku ve oyun düzenini olabildiğince korumak ve öğretmenini bilgilendirmek de çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.

Tedavi bitti ama korku geçmiyor: nüks kaygısı

Tedavinin bitmesi çoğu zaman beklenen rahatlamayla değil, tuhaf bir boşlukla gelir. Aylarca sizi yakından izleyen ekip ve sık randevular azalır; "şimdi ne olacak" sorusu ise ortada kalır. Bu dönemde bedendeki her ağrıyı, her yorgunluğu hastalığın geri döndüğüne yormak, kontrol tarihleri yaklaştıkça uykunun bozulması ve uzun vadeli plan yapmaktan kaçınmak sık yaşanır. Bu duygu, kanser deneyimi yaşamış pek çok kişinin tanıdığı bir duygudur ve zayıflık anlamına gelmez. Çevrenin "artık bitti, geride kaldı" beklentisi de bu duyguları paylaşmayı zorlaştırabilir.

Yeni ya da süren bir bedensel belirti olduğunda onkoloğunuza danışmak her zaman doğru adımdır; kaygıyla çalışmak bu kontrollerin yerini almaz. Terapide ise korkunun hayatınızda kapladığı alan üzerine çalışılır: kontrol dönemleri için önceden bir baş etme planı hazırlamak, "ya tekrarlarsa" düşüncesiyle geçen saatleri fark etmek ve ertelenen planlara yeniden yer açmak gibi. Online görüşmeler bu dönemde de esneklik sağlar; tetkik haftalarında yol ve bekleme yükü olmadan görüşmeleri sürdürmek mümkündür.

Sık sorulanlar

Psikolojik destek için "önce tedavi bitsin" diye beklemeniz gerekmez; tanının hemen ardından da, tedavinin ortasında da, tedavi bittikten yıllar sonra da başlanabilir. Seans sıklığı ve süresi, tedavi takviminize ve o dönemki enerjinize göre esnetilir. Kendinizi yorgun hissettiğiniz haftalarda görüşmeler daha kısa tutulabilir ya da ertelenebilir; süreç size uyum sağlar, siz sürece değil.
Evet. Özellikle tedavi döneminde dışarı çıkmanın zor olduğu ya da bağışıklığın korunması gereken zamanlarda online görüşme pratik bir seçenektir; bulunduğunuz her yerden bağlanabilirsiniz. Yüz yüze görüşmeyi tercih ederseniz İstanbul'da yüz yüze randevu oluşturulabilir. İki format arasında ihtiyaca göre geçiş yapmak da mümkündür.
Elbette. Psikoonkoloji yalnızca tanı alan kişiyi değil, ona eşlik edenleri de kapsar. Bakım verirken tükenmek, öfke ve suçluluk arasında gidip gelmek ya da kendi korkunuzu kimseye açamamak bu sürecin sık yaşanan yüzleridir. İlk adım için kısa bir ön görüşme talep etmeniz yeterlidir; bu görüşmede ihtiyacınız birlikte netleştirilir ve size uygun bir çalışma planı oluşturulur.
Şok, inkâr, öfke, korku, hatta zaman zaman hiçbir şey hissetmeme hâli tanının ardından sık görülen tepkilerdir. Bu duygular aynı gün içinde bile değişebilir ve belli bir sırayla gelmek zorunda değildir. Yaşadıklarınız haftalar geçtikçe hafiflemiyorsa, uykunuzu ve iştahınızı belirgin biçimde etkiliyorsa ya da tedaviyle ilgili kararlarınızı zorlaştırıyorsa, bunları bir uzmanla konuşmak iyi gelebilir.
İhtiyaca göre bireysel görüşmelerin yanı sıra aile üyelerinin birlikte katıldığı görüşmeler de planlanabilir. Bu görüşmeler, evde konuşulamayan konuların güvenli bir ortamda dile getirilmesine, görevlerin nasıl paylaşılacağının netleşmesine ve çocuklara nasıl bilgi verileceği konusunda ortak bir dil bulunmasına yardımcı olabilir. Hangi formatın uygun olduğuna ilk görüşmede birlikte karar verilir.
Evet. Çocuklar duygularını çoğu zaman sözcüklerden çok oyun, resim ya da davranıştaki değişimlerle gösterir; bu yüzden çalışma yaşına uygun yollarla yürütülür. Ebeveynlerle yapılan görüşmeler, evde çocuğun korkularına nasıl eşlik edileceğini konuşmak için bir alan açar. Kardeşlerin de bu süreçten etkilendiğini ve ihtiyaçlarının kolayca gözden kaçabildiğini akılda tutmak önemlidir.

Hazırlayan: , Uzman Klinik PsikologSon gözden geçirme:

RANDEVU

Bu konuda konuşmak isterseniz

Uygun gördüğünüz bir zamanda tanışabiliriz — yüz yüze ya da online.

Randevu Al